Son yıllarda Avrupa ve Rusya gibi ülkelere ihraç ettiğimiz birçok ürünün dünya sağlık örgütünün belirlediği ölçütlerin üzerinde zararlı madde bulundurduğu gerekçesiyle iade edildiği haberlerini daha sık duymaya başladık. Sözgelişi geçtiğimiz hafta Türkiye’den İsveç’e ve İtalya’ya gönderilen tonlarca incirde yasal sınırın üç katı aflatoksin içerdiğinden sınır kontrolünden geri çevrildiği haberini okuduk.
Benzer haberler domates biber vb. pek çok ürün için zaman zaman yazılı ve görsel basının gündemini oluşturmaktadır. Birçok ülke insanı için birikiminin zehir etkisi yapacağı bilinen bu ürünler yurdumuza döndüğünde hangi işlemlere tabii tutulmaktadır. Gerek gıda kontrol müdürlüklerinde ve gerekse tarım teşkilatımızda yeniden incelen ürünler çıkan sonuca göre ya iç tüketime sürülmekte ya da imha edilmektedir!..
Bütün Karadeniz bölgesi ve özellikle Orta Anadolu’nun gıda ambarı olan Samsun’da üretilen ürünlerle ilgili il tarım örgütü yetişen her çeşit meyve ve sebzeyle ilgili rutin değerlendirmeler yapmakta mıdır?
Bu işlemlerin yeterliliği var mıdır? Büyük ilçelerimizin birinin ziraat odası başkanıyla yaptığımız bir sohbet sırasında “ ilimizde zirai ilaç kullanmaksızın çekirdek bile üretemiyoruz” cümlesini işittiğimde yetişen ürünlerle ilgili nasıl davranmam gerektiğine ve neleri nasıl tüketmem gerektiğine bir türlü karar veremedim.
Sözgelişi aldığımız bir sebzedeki zararlı madde miktarını resmi kurumlara ücretsiz tetkik ettirebilir miyiz? Veya bu maksatla oluşturulan Alo 174 hattından nasıl cevaplar alırız.
Tarımda zararlıları yok etmek için kullanılan ilaçlar ile verimi artırmak için uyguladığımız gübreler bilimsel analizler çerçevesinde yapılmadık, ya toprağı çoraklaştırmakta veya ürünü insan sağlığı için yenilemez durumuna düşürmektedir.
Tarımda “ilaç kullanmaksızın bir zararlının bir başka canlı tarafından etkisiz hale getirilmesi” diye açıklanabilecek “BİYOLOJİK MÜCADELE” uygulamasında maalesef yetersiz kalmaktayız. Dünya fındık üretiminin %70 şini gerçekleştiren Türkiye’nin kokarca zararlısından nasıl etkilendiği ve ne kadar zarar ettiği ortadadır. Kokarcayla mücadelede zirai mücadele ilaçları tek alternatif olursa ihracatlar da iadeler başlayacak dünyanın değişik bölgelerinde yeni açılan fındık tarlalarıda devreye girdiğinde bir ürünümüz daha pazar payını kaybetme noktasına gelecektir. Bu yüzden özellikle bölge üniversitelerimizin ilgili bölümlerine deneyler için ne kadar gerekiyorsa o miktar ödenek acilen aktarılmalıdır.
Vakit kaybetmeden bu zararlının biyolojik döngüsü doğru olarak belirlenmelidir. Sonraki aşamada da nasıl bir uygulamayla başarılı olunacak mücadelenin metodu ortaya çıkarılmalıdır.
Zaman geri dönüşümü imkânsız hale getirmeden, kafa birliği yaparak karar verme vaktidir. En azından merkezi bir üniversitede “donanımı eksiksiz BİYOLOJİK MÜCADELE ENSTİTÜSÜ” süratle kurulup işlerliğine kavuşturulmalıdır.












İnşallah tüketmiyoruzdur hocam. Sanmıyorum ama. İnşallah dediğiniz enstitü kurulur da bizler de gönül rahatlığıyla tüketiriz. Herşeyi çok güzel özetlemişsiniz hocam. İnşallah ders alınır.
Bilimsel çalışmalar üst seviyede yapılmalı ve ülke insanımızın da bu ve benzer zararlardan etkilenmemesi için yetkililerin duyarlı olması zorunludur.Bu hususlarda emeği geçen ve geçecek olanları kutluyor ve başarılar diliyorum.
Aynen öyle katılıyorum Darende ve kerecik arsında emekli bir öğretmen arkadasimiz, 1917’den beri ncelilikli bölge yöresel genele uzanarak ata tohumlarının genetiği bozmadan tohum saklama ambalajı yaptı bölgede ki bütün ata tohumlarını koruyarak ihtiyaç sahiplerine bazı şartlarla verdiğini biliyorum Bir ortak dostumuzun ölüm töreninde karşılaştık kısa sohbette yaptıklarını anlattı çok beğendiğimi bu hasretinden dolayı kutladığımız söyleyip birde bunun için öptüm. Bu serzenisin bu arkadaşlar tarafından desteklenecektir.turkiye içinde yayılması gereklidir. Sevgiler selamlar.
Kaleminize sağlık hocam umarım yetkililer en kısa zamanda gerekli tedbirleri alırlar.