Rüya mı gerçek mi diye sorguladığımız günlerden geçiyoruz. Daha düne kadar Saddam’ın güdümünde evcil kedi gibi kıvranan ama genetiğinde Türk’e düşman genler taşıyan bir aile vardı. Kimyasal ve biyolojik silahlarla yok edilme evresinde kanatlarımız altına sığınan, yiyemediğimizi yedirdiğimiz nankörlükte eşi benzeri olmayan bir sülale. Yok olma, tehlikesini sayemizde atlatan aslı karışık bu aile sağladığımız kırmızı pasaportla dünya ile tanışmaya başlamış, devşirilerek götürüldükleri ülkede, beyinleri dumura uğratılmış ve tekrar geri geldiklerinde Yahudi olduklarını mırıldanmaya başlamışlardı.
Bunların ardından, hürriyet getirecekleri vaadiyle Irak’ın hem insan hem de yeraltı zenginliklerine el koyanların desteğiyle ülkenin kuzeyinde devlet olma yolun da ciddi sayılabilecek adımlar atmaya başlamışlar, ardından da öz kardeşlerini katleden bebek katillerine lojistik destek olmuşlardır.
Kendilerini güçlü olduklarını hisseder hissetmez başta bize bir el mesafesinde olan Telafer olmak üzere Türkmen kentlerine çökmeye başlamış, gittikleri her yerde önce tapu dairelerini, ardından Türk mezarlıklarını tahrip ederek zulümlerine devam etmişlerdir.
Bütün bunlar olurken yaşadığımız çuval hadisesinin sosyolojik ve psikolojik etkileri unutulacak gibi değildir.
Varlıklarını bizim küçülmemizde ve bizden parça koparmaya bağlayanların temsilcileri maalesef diplomatik misafir gibi karşılanıp ağırlanmıştır.
Son olarak Güney Anadolu bölgemizde bir şehrimize sempozyum gerekçesiyle gelen sözde bölge yöneticilerinin devlet güvenlik birimlerimizi yok sayarak yanlarında getirdikleri silahları bize dönmüş korumaları ve düşmanca bakışları gönlümüzde derin yaralar açmıştır. Kuzey Iraktan gelen bu pervasız davranış sizce itibarımıza gölge düşürmemiş midir? Yoksa o bölgenin iktidar milletvekilinin dediği gibi bunlar bizim gözümüzün nurları mıdır?
Yok, hayır bunlar bir rüyadan ibarettir mi desem!
Yoksa uyuduğun yeter artık diye mi sızlansam!
Yaşadıkların korkulu rüya değil ayağa kalk diye mi haykırsam!












Son iki cümleyi haylırmalıyız, yeter artık, yeter artık, herkes haddini ya bilmeli ya da öğretilmeli.
EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN sözünün tam yeri hocam. İnşallah aklımız başımıza gelir. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.