Samsunspor’un Rayo Vallecano maçının üstünden iki gün geçti. Bugün sosyal medyada maç sonu röportajlarından birine denk geldim. 8-10 yaşlarında bir kardeşimiz hem maçı değerlendiriyor hem de takımıyla gurur duyduğunu belirterek geleceğe dair umutlarından bahsediyordu.
Mağlubiyete ne kadar yandığı her halinden belliydi ama yine de takımıyla gurur duyuyor ve altmış yılı aşkın süredir yüzbinlerce Samsunsporlunun yaptığı gibi “canın sağ olsun” diyebiliyordu.
Fazlasıyla duygulandım. Belki elli kere izledim o videoyu. Her seferinde gözlerim dolarak… Ben de onunla büyük gurur duydum.
Sonra aklıma kendi çocukluğum geldi. Annem astım hastası olduğum için soğuk havalarda maçlara göndermek istemezdi. Ama ben maç sabahı erkenden uyanır, beremi atkımı takar, en kalın kıyafetlerimi üst üste giyer ve sobalı evimizin en soğuk odasında saatlerce hazır beklerdim.
Çünkü biz de bu şehrin Samsunsporlu çocuklarıydık.
O küçük kardeşimiz konuşmasına “Keşke…” diye başladı. O kelimeyi duyunca gülümsedim. Çünkü çocukken Cumartesi günü oynayıp kaybettiğimiz maçlardan sonra ben de “Keşke maç pazar günü olsaydı” derdim. Çocuk aklıyla sanki pazar günü olsa kazanacakmışız gibi.
Peşine “Abi olsun” ile devam etti. Konu Samsunspor olunca hepimizin en çok kullandığı cümlenin “Canın sağ olsun” oluşu gibi. O da aynı şekilde “Olsun” dedi.
En sonunda da umutlarından ve hayallerinden bahsetti. Tıpkı bizim gibi… En büyük hayal kırıklıklarından sonra bile bu takıma biraz daha sıkı sarılan bizler gibi.
Benim çocukluğumdan bu yana en az kırk yıl geçti ama aradan geçen bunca yıla rağmen fıtratın değişmediğini bu kardeşimiz bana beş cümleyle gösterdi.
Bizlerden önceki yıllarda olduğu gibi bizden sonra da yüzbinlerce kişi aynı şeyleri yaşadı, aynı duyguları hissetti. Samsunsporluluk şehirdeki belli bir kitlenin hayatlarının en değerlilerinden biri oldu her zaman. Hâlâ da öyle.
Ancak manevi olarak zor günlerden geçiyoruz. Bunun sonucunda tribündeki mevcudumuz ve dolayısıyla desteğimiz de oldukça azaldı. Sesimiz eskisi gibi çok çıkmıyor. Toparlamaya çalışıyoruz. Başkanı, yöneticisi, taraftarı hepimiz farklı farklı şeyler söylüyoruz. Ama bir türlü istediğimiz noktaya gelemediğimiz de bir gerçek.
Bugün Samsun’un çocukları Şampiyonlar Ligi hayali kurabildiğine göre Yüksel Yıldırım bazı şeyleri başarmış demektir. Ancak başardıklarımızın yanında başaramadıklarımız da var ve bunlar gerçekten çok önemli hususlar.
Bütün olumsuzluklara ve tribündeki bugünkü hâlimize rağmen kitlemizin eskiye göre büyüdüğünü düşünüyorum. Belki biraz dağınık, biraz kırgın ama hala burada. Sadece yeniden inanmaya ve güvenmeye ihtiyacı var. Bu da liderlikten geçiyor ama en çok da samimiyetten. Çünkü bu şehirde insanlar klasmanlara, skorlara ve başarıya değil, aidiyete ve samimiyete bağlanır.
Belki de bu yüzden o küçük kardeşimizin sözleri bu kadar çok etkiledi beni. Bu kulübün gerçek gücünün tribündeki insanların kalbi olduğunu hatırlattı bize.
O küçücük yüreği ile kurduğu cümleler belki de koca koca insanların çözmeyi beceremediği sorunların çözülmesine vesile olacak. Belki de kendine Samsunsporluyum diyen herkese, hepimize, yeniden inanmayı ve daha fazlasını küçük bir Samsunsporlu öğretecek.












Bravo engin bey
Biz de o çocuğun yaşından beri tribündeyiz. Güzel yazı abi. Hislere tercüman
Kalemine sağlık abi. Ben de izledim o videoyu. Güzel özetlemişsin