Dört bir tarafımız ateşle çevrilmişken biyolojik çeşitliliğin sırası mı diyenlere hak vermiyor değilim. Gerçekten batımızda ki adalar son yıllarda sessiz sedasız işgal edilip silahlandırılırken muhalefetin bir iki cılız sesi dışında, gündeme dahi gelmeden elimizden çıktı. Avrupa ile karasal bağlantınızın olduğu bölgelerin hemen ötesinde yaşanan askeri yapılanmaların sebebini tahmin etmeyecek değiliz.
Güneyimizde Güney Kıbrıs’ta akıl almaz işbirlikleri ve inanılmaz silahlanma yarışı sahneleniyor. Güney sınırımız mayınlardan temizlendikten sonra yolgeçen hanı olmuş, milyonlarca insan öncelikle güney vilayetlerimiz olmak üzere yurt sathına dağıldmışlardır. Irak’ın kuzeyinde ki peşmergeler bölgeyi kamp merkezi olarak kullanıp, dostane olmayan varlıklarını bozuk silahları yakarak, muhafaza etmeye devam ediyorlar.
İran sınırımızda ki hareketlilik ise hiç bitmedi. Özellikle Afganistan’ın yeni yönetimine muhalefet için donatılan milislerin tamamı ülkeyi terk ederek İran ve Türkiye’ye sığındı. Sınırlarımızdan geçen sırt çantaları dışında bir şeyleri olmayan binler sürüler halinde ülkemize giriş yaptılar.
Ermenistan fırsatını bulduğunda neler yapabileceğini hem tarihi kanıtlarla hem de son Karabağ katliamlarında göstermiştir. Kuzey de suların ötesinde bitmeyen savaş sürerken Kırım Tatarı kardeşlerimizin kimsesizliğini tarif etmeye kelimeler yetmez.
Afrika’nın her yöresinden kopup gelenler özellikle İstanbul ve diğer büyük şehirleri mesken tuttular. Metropollerimiz, zaman zaman yakalandıkları ya da bir birleriyle çatıştıklarında haberimizin olduğu, her türlü tacirin kol gezdiği şehirler gibi algılanmaya başladı.
Prof. Dr. Nazmi Polat
Özellikle birkaç güney vilayetimizde gelenler nüfusun çoğunluğunu oluşturdular. Başka vilayetlere yerleşenlerin kümelendikleri mahallelerde de hükümran anlayışı ile vergisiz ticaretle iştigal ederek hayatlarına devam ediyorlar.
Bütün bunların biyolojik çeşitlilikle ne alakası var diyebilirsiniz. Şöyle ki ülkenizin ihtiva ettiği canlı ve cansız varlıkların envanterine sahip değilseniz, ne kadar kan dökerseniz dökün ülkenin tapusuna sahip değilsiniz. Size ait her şeyin nüfus cüzdanı yoksa birileri benim dediğinde çok çırpınmanız gerekir, bazen öz varlığınızın sizin olduğuna kimseyi inandıramazsınız. Bu sebeple hayvan, bitki, canlı cansız neleriniz varsa biliyorsanız topraklar o zaman vatan olur ve ancak o vakit eksileni veya dışardan geleni fark edebilirsiniz.
Kaybolan ya da sonradan içeri gelenler ekolojik zincirin kopmasına ve dengenin bozulmasına yol açar. Dışarıya giden veya kaçırılanların dokümanı yoksa kopan halkayı tamir edemezsiniz. Yeni gelenler de zincirde yerleştikleri halkayı genişletmek için komşu halkaları tahrip ederek yok etmeye başlar. Dengenin yeniden kurulması, dertlerin çözümünü bilmiyorsanız, kolaylıkla, başarabileceğiniz bir iş değildir.
Biyolojik çeşitliliğin gerektirdiği donanımdan bihaberseniz tahribatı hangi bedeli öderseniz ödeyin önleyemezsiniz!
Bu coğrafyada sizi var eden faktörleri yaşatmazsanız zenginlikleriniz uçarken farkına bile varamazsınız. İstiklal marşınızın Türkçe okunması, Türk Bayrağının özgürce dalgalanması, ezanların susmaması bu yüzden çok ama çok önemlidir
Sağlıkla kalın.
Prof Dr. Nazmi Polat












Dediğiniz gibi hocam, elinizdeki çeşitliliği bilmez, değerini bilmez ve korumazsanız elinizdekilerden de mahrum olursunuz. O zaman yapılması gereken elimizdekilere sahip çıkmak ve onları korumak olmalıdır. Kaleminize ve yüreğinize sağlık hocam.
Çok hassas bir sıkıntımıza temas ettiniz. Tebrik ve teşekkür ederim kıymetli hocam...
Y yine çok güzel bir konuya değinmişsiniz değerli sayın hocam, Türk nüfusunun gitgide azaldığı bir dönemde başka devletlerden gelen insanların, su ve petrol yataklarının çok olduğu bölgede dış güçlerin yardımı ile bir devlet kurmaya aklar ne malum? Ha bu 35veya 40 sene sonra başımızın belası olmazlar inşallah. Saygılar..