Geçtiğimiz hafta, kıymetli kardeşim, aziz dostum ve gönüldaşım Doç. Dr. Murat Şahin Bey’den imzalı bir kitap hediyesi aldım. Göçün 60. Yılında “Hollanda’da Türk Olmak” isimli eseri ilgiyle okudum. Anadolu insanının Hollandalı, Hollanda’lıların göçmen dedikleri kardeşlerimizin geldikleri günden günümüze sosyal ve kültürel hikâyelerinin yer aldığı her entelektüelin kütüphanesinde yer alması gereken bir araştırma eseri. Geçen süre içerisinde dördüncü kuşakla, öncekilerin amaçları, hedefleri, beklentileri, bilimsel bir analizle değerlendirildiği; düşünerek okunması gereken bir yapıt. Yetkililerimize yol gösterici mahiyette olup, problemlerin çözüm yollarını akademik bir üslupla izah eden, değerli bir saha araştırmasının sonuçlarını bulabileceğimiz büyük bir emek ürünü.
Kitabı okurken Türkiye’mizin son yıllarını düşünmeye başladım. “Türkiye’de Türk Olmak” diye bir makale, inceleme ya da araştırma yapsam ve bunları kitaplaştırsam nasıl karşılanırım diye hayaller kurmaya başladım. Birçoğunuz bundan tabii ne olabilir diyeceksiniz? Ülke Türkiye olunca başka ne aklınıza gelecek diye kızacaksınız! Aslında haklısınız. Büyük bedeller ödeyerek Malazgirt’in öncesi ve sonrasıyla başlayan süreçte bayrağımızda şekillenmiş nice nice can pahasına ülkeyi vatan yaptık. Türkiye Cumhuriyeti devletini kuranlar anayasamıza sanki bu günleri düşünerek “ Kurucu halka Türk denir” hükmünü koymuşlardır.
Günümüze gelinceye kadar, insan coğrafyasının hangi bölgesinde olursa olsun zulme uğramış her mağduru ( büyük bir kısmıyla din bağımız olanları) kucaklayıp, kendi insanımızdan esirgediğimiz her imkânı sunmuş, farkınız yok bizimle eşitsiniz diyerek önce komşu sonra hısım olarak kaynaşmış, bir olmaya, gayret etmişizdir.
Geçen zaman diliminde insanlarımızın, geçmişini sormadan her makama gelmeleri kimseyi rahatsız etmemiştir. Cumhurbaşkanı[U1] [U1], başbakan, bakan, vekil, vali, rektör olmaları yadırganmamıştır. Kesimler temsil gücünün onlarca katıyla her dönem meclisimizde yer almışlardır.
Güçlü bir Türkiye, süper güçlerin bütün oyunlarını bozacağından hiçbir zaman istenmemiştir. Bu sebeple beraber olduğumuz her grubu Türk kimliğinden arındırıp bölücülükte kullanacağı malzeme haline getirmiştir. Siyasi ve ekonomik oyunlara çok çabuk kandığımızdan, ayrıca kendimiz gibi olamamanın zafiyetleriyle kazandığımız anlarda bile kaybetmeyi alışkanlık haline getirdik.
Sonunu göremediğimiz detaylarla çok hızlı bir şekilde demografik yapımız bozulmaya başladı. Güneydeki bir kısım illerimizde asıl unsur azınlığa düşürüldü. İllerimizin birçok mahallesinde aynı durum kanıksanır oldu. Devlet okullarımızda öğrenci profili değişmeye başladı. Ve biz güçlüyüz çeteleri oluştu.
Biz ne yapıyoruz, ne yapmalıyız! Çok acil bir şekilde nüfus yapısı tahrip edilmiş bölgelerden başlamak üzere, soykırımın en acımasız şeklinin uygulandığı Uygur Türklerini ve Ahıska Türklerini bu bölgelere yerleştirmekle işe başlamalıyız. Yaptığımız yanlışın farkına vararak “Ne mutlu Türk’üm Diyene” diyebilen bilinci oluşturmalıyız. En çok ataist ve deist yetiştiren kurumlarda hata sebeplerini acilen gidermeliyiz. Kültür ve ahlak erozyonuna neden olan bütün etmenlerle bilimsel bazda tedbirler almalıyız.
Mevla’m bizi “TÜRKİYE’DE TÜRK OLMA”’nın garipseneceği gelecekten korusun, esirgesin.












Yüreğinize ve kaleminize sağlık hocam.. Türkiye'de Türk olmak zor hocam. Ama inadına NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE.