Camia olarak bu üç haftadan dokuz puan hedeflemiştik. Ancak zor bir hedefti. Bir mağlubiyet ve bir beraberlik neticesinde beş puan kaybettikten sonra bu maçı kazanmak şart olmuştu.
Bu düşünceyle başladığımız maçın ilk yarısında motivasyonu düşük, birliktelik ve dinamizmini kaybetmiş bir takım görüntüsü verdik açıkçası. Skoru değiştirmek adına etkili işler yapamadık. Maçın ikinci yarısı için ümit veren tek şey rakibin de bizden çok farkının olmamasıydı.
İkinci yarının başlamasıyla beraber oluşan kıpırdanma ile ilk 9 dakikada maçı lehimize çevirdik. Devamında maçı koparacak pozisyonları bulduk. Ancak galibiyeti uzatma dakikalarında bulduğumuz gol ile alabildik. İkinci yarıda maçı kazanmak adına önemli bir mücadele ortaya koyduğumuz çok açıkken ilk iki golün tesadüfen ofsayta yakalanmadığını da belirtmek isterim.
Önümüzdeki 28 lig maçı ve Konfederasyon Kupası olduğunu düşündüğümüzde, bu uzun süreçte köprülerin altından çok sular akacağı bir gerçek. Ancak geride bıraktığımız altı haftayı baz aldığımızda gördüklerimiz, geçtiğimiz sezonki rüzgârın aynı sertlikte esmediği yönünde. Transferlerin zamanında gerçekleşmemesi, doğru noktalara hamle yapılmaması, yapılan transferlerin kalitesi bu hususta en önemli etkenler. Geçtiğimiz sezonun büyük bölümünde takım olma olgusuyla, birlik beraberlik içinde hareket eden ve sahada rakiplerine göre diri kalabilen kadronun, oyuncu kalitesi ve mevkii açısından takviyeleri yapılması gerekirken maalesef bu konuda eksik kalındığını, söylemler ile eylemlerin bir birine uymadığını görüyoruz. Emre Kılınç gibi bir ismin sakatlığından sonra yerini doldurabilecek bir ismin bulunmaması, 6 numara mevkiinde Yunus Emre’nin tercih ediliyor olması da kadro mühendisliğinin doğru yapılamadığını gösteriyor.
Bir diğer husus ise tribünlerin boş kalması,daha doğrusu taraftar ile kulübün bir birinden uzaklaşması sorunu. Kesinlikle üstünde uzun uzun düşünülmesi ve gerekli müdahalelerin yapılması gereken çok önemli bir konu. Yıllardır göz göre göre bu aşamaya geldi tribün. Hayatını Samsunspor’a endekslemiş insanlar müşteri olarak görüldü, küçük düşürüldü, Samsunspor aidiyeti olmayan kişilerce horlanmasına izin verildi, konforuna ilişkin hiçbir düzeltme yapılmadı, hep görmezden gelindi, sesine hiçbir zaman kulak verilmedi. Tabiri caizse yok sayıldı. Bence hala da böyle devam ediyor. Tüm bunlara rağmen taraftar yine de arma uğruna direndi uzun müddet. Ancak şu anda gelinen durumda Samsunspor’un en büyük gücünü kaybettiğini görüyoruz. Bunun bir an önce toparlanması lazım. Tabi bu durum kimlerin ne kadar umurunda onu bilemiyorum.
Geçtiğimiz sezon kimseyi yanıltmasın. Her şeyin fazlasıyla olumlu gittiği bir sezondu. Dar kadroya rağmen fazla sakatlık yaşamadık, yılbaşı krizi dışında önemli bir kriz oluşmadı, hakemler birkaç maç dışında aleyhimize çalışmadı, kaybettiğimiz süreçler de rakipler de kaybetti, her şey güzel gidince takım içindeki ortam bozulmadı, transfer yasağı olduğu için hocanın bu konuda talepleri olmadı vs vs. Ancak bu sezon böyle olmayabilir. Bu sezon Anadolu Takımlarının daha dirençli olduğunu, özellikle fizik gücünü artırmış olduklarını hepimiz görmüşüzdür. Dolayısıyla ligin daha zor geçeceğini hepimiz biliyoruz.
Futbolcusundan teknik direktörüne, hakeminden rakibine, sakatlığından hastalığına işler ters gidebilir. O zaman da ilk önce dolu tribünlere ve taraftara ihtiyacınız olur. Sanmayın ki fb, gs, bjk maçlarında stadyumu dolduranların tamamı sizin taraftarınız. Bu sebeple içinde Samsunsporluluk hissiyatı olmayan cümleler kurmak yerine taraftarla gerçekten barışın, taraftarı yeniden kazanacak, memnun edecek, sıkıntılarını çözecek hamleler yapın. Çok zor değil Samsun Sanayi Sitelerine gidin, üç beş tane esnaf çay evinde oturun, şehirdeki Samsunsporlu esnafları gezin her şeyi size tek tek anlatacaklardır.
Bu hususları kurulan kadrodan ve oynanan futboldan daha önemli gördüğümü belirtmek isterim. Sonuçta sezonlar hiç bitmeyecek, her sene yenisi gelecek. Ancak şimdi müdahale etmez isek kaybettiklerimizi yerine koymak kolay olmayacak.











