Spor programlarında dikkat ettiğim hususlardan biriydi aramızdaki puan farkına rağmen sezonun iyi futbol oynayan ve bir oyun kimliği olan ekipleri konu olduğunda ilk etapta Göztepe’nin gösteriliyor olması.
Hatta birinde programın sonunda moderatör Samsunspor, Göztepe, Eyüpspor diyerek konuya girmiş ama yorumcu sazı eline alıp program bitene kadar on kez Göztepe demişti. Bu yazının konusu olmayan sebepleri hakkında fikirlerim olan bu duruma defalarca şahit oldum. İşte bu akşamki müsabaka Samsunspor ‘un bunlara bir cevabıydı ve bulunduğu yeri ispatlama müsabakasıydı.
Maçın ilk yarısına baktığımda ilk dikkatimi çeken daha 15 dakika dolmamışken verilmeyen bir kırmızı kart ve en az iki net sarı kart oldu. Hatta bu sezon oynadığımız bjk ve Konyaspor gibi müsabakalarda karşılaştığımız kart uygulamalarına baktığımızda (Hatta bu müsabakada da Holse’nin gördüğü sarı kart da örneklerdendir) ilk 15 dakikada Matsuki’nin de çift sarı karttan kırmızı kart görmesi mümkündü. Verilmeyen kartlar aynı zamanda rakibin sert oyununa da müsaade etmekti.
İlk yarı boyunca iki takım da oyunda birbirine karşı bir hakimiyet kuramadı. İlk yarıda belki de hakemin rakibin sertliğine izin vermesi sebebiyle oyunun hücum yönünü 3.dakikadaki Holse pozisyonu dışında çok düşünmeden atağa dönüşebilecek anlarda daha ziyade geriye pasları tercih ederek oynadık. Bu bir oyun planı mıydı yoksa böyle mi gelişti bilmiyorum. Tabi ki uzatmanın son dakikasında gelen gol birçok şeyi değiştirdi.
İkinci yarıya beraberliği yakalama niyetiyle daha iştahlı başladığımız görünürken gelen ikinci gol ve golün oluş şekli aslında bir çoğumuzun ümidini kırdı.
57.dakikada yapılan Dimatta-Schindler değişikliği ile birlikte takım bir reaksiyon gösterdi. Zira Dimatta oyundan çıktığı dakikaya kadar hiçbir katkı veremedi adeta takımı on kişi oynattı.
Schindler’in oyuna getirdiği hareketlilik ve mücadele gücüne bence Göztepe’nin yaptığı iki oyuncu değişikliğinin de yanlış tercih olması eklenince oyunda ibre bize doğru döndü. Celil ve Holse’nin sıkıştırması sonucu kaptığımız top neticesinde 2-1 i yakaladık.
Gol, sezonun imza işlerinden biri olan ikili sıkıştırma neticesinde gelse de Holse’nin klas pası,Emre’nin adrese görerek yaptığı orta ve Schindler’in muhteşem kafa vuruşu hepsi bir birinden güzel işlerdi. 84.dakikada uzatmalarla birlikte son on dakikada beraberliği yakalamak için Yunus-Muja ve Celil-Soner değişikliklerinin yapılmasıyla hücumda zenginlik sağlandı. Sonunda hikayesi olan bir golle beraberlik geldi. Golden önce taç çizgisinde Drongelen’in mücadelesi,taç olduktan sonra ceza sahası içine girerken Schindler’in öne doğru gel işareti,arkada bomboş kalışı ve gol yapışı bir futbol hikayesiydi.
2-0 dan dönüş yapmamız hepimizi mutlu ederken özellikle hücumda oyun gücümüzün düştüğü haftalardır görünen bir gerçek. Tabiki kadromuzun geniş olmaması, kanat oyuncularımız Dimatta ve Muja’nın form durumu sezonun geride bıraktığımız uzun bölümünü neredeyse aynı kadro ile oynamamız gibi sebepler bunda etkili.
Orta alanda topu kontrolü altına almakta ve topu aldığımızda sakin kalıp rakip sahaya dönebilmekte zorluk çekiyoruz. Bu durum hücum etkinliğimizi azaltırken Emre ve Holse’nin de yükünü artırıyor. Bu noktada tek alternatifimiz Ntcham. Her ne kadar bugüne kadar ki katkısı hususunda çok olumlu düşünmesem de bu konuda hayal kurdurabilen tek oyuncumuz. Umarım şampiyonlar ligi görmüş Muja ve Premier Lig tecrübesi olan Ntcham’dan ligin kalan bölümünde katkı almayı becerebiliriz.
Yazımın sonunda deplasman yolunda trafik kazası geçiren taraftarlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletirim. Allah beterinden esirgesin.












Güzel yazı Engin hocam