3 Mayıs Türkçülüğün tarihinde, yeni bir devir açan önemli bir dönüm noktasıdır. Atsız hocanın ifadesiyle “o zamana kadar yalnız duygu ve düşünce olan, edebi ve ilmi sınırları pek de aşmayan Türkçülük, 1944 yılının 3 Mayıs’ında birdenbire hareket oluvermiştir”.
Başka bir ifadeyle, Türkçülükteki ilk hareket, (önceleri zaman zaman fertlerin gerçekleştirdiği siyasi ve fiili eylemlerin ötesinde,) 3 Mayıs’ta Ankara’da birkaç bin gencin başlattığı bir uyanış eylemidir.
Atsız, Türkeş ve arkadaşlarının vahşice işkencelerle tutuklanmayla başlamış, tırnakları sökülünceye kadar devam eden ve tabutluk denilen gayri insanı ortamda hürriyetlerinin ellerinden alındığı hukuksuzluk günleri, beratla sonuçlanan bir süreçle sonuçlanmıştır.
Bu sancılı günlerin ardından her yıl 3 Mayıs’ta “Türkçülük Günü” kutlamaları gelenekselleşmiş, muhtevasında Türk Milletinin hasletlerinin anlaşılıp yaşanması şeklinde bir motivasyon ve harekete dönüşmüştür.
Yakın tarihimize kadar kendini “Türk“hissedenlerin coşkuyla kutladığı bu şölenler, Türk Milliyetçiliği fikrini yaşayarak savunan sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği, bayram tadında geleneksel günlere dönüşmüştür.
Türk insanının gönlünde bütünüyle kültür aktivitesi olarak benimsenen “Türkçülük Günü”, Türk düşmanları ve siyasi menfaatperestlerin uykusunu kaçırmış, olmayan bin bir iftira atılmıştır. Bütün olumsuzluklara rağmen, 3 Mayıslar yakın tarihimizde geri dönüşümü imkânsız bir anma gününe dönüşmüştür.
Hareketin ölümsüz liderinin ahirete intikali, kardeşler arasına giren nifak tohumları, bir ve beraber olan bütünü birbirinden ayırmış, bir olması, iri olması, diri olması gereken kitleyi on binlerce parçaya bölmüştür.
Durum böyle olunca her biri kendince bu muhteşem günü ayrı ayrı etkinliklerle kutlamaya çalışmış, tek yürek olması gereken kitleden düşmanlarını ürkütecek tek ses te çıkamaz olmuştur. Türklükle kavgası olanlar “milliyetçiler günü” adlandırmasıyla, sulandırmaya, iptal edilen kurultaylara benzetmeye çalışmaktadırlar. Hele en son yapılan ve yazmaktan utandığım, anıt mezar olayları da tadımızı tuzumuzu kaçırmıştır.
Mevcut hal böyle giderse; “EY TÜRK TİTRE VE KENDİNE DÖN” diyecek yeni bir Bilge Kağan safında bütünleşemez isek, korkarım günümüz, geleceğimiz aydınlıklardan uzaklaşacaktır.
Umudumuz 3 Mayısların bayram havasında yaşanacağı bir berber olduğumuz geleceklerdedir.
Sağlıkla kalın












Yüreğinize ve kaleminize sağlık hocam. İnşallah "titre ve kendine dön" düsturunu gerçekleştiririz. Ne Mutlu Türk'üm Diyene.
Kalemine sağlık Nazmi Hocam. Rabbim , bir ve iri, diri olduğumuz günleri gösterir inşallah
Bin cihana değişmem şu öksüz Türklüğümü Ne mutlu Türk'üm diyene ????????????????????????