Son yıllarda önce ülkemizin adını tartışmaya açan, ülkenin isminin “Anadolu Cumhuriyeti” olması gerektiğini vurgulayan, teyzemde Türkçe konuşmazdı diye başlayıp yıllarca başımıza bela olacak yılanın küçükken başını ezmeyip üç beş çapulcu tabiriyle alaya alan bir anlayışla başlayan acı dolu yılları yaşadık. Kökü dışarda diye ezberletilen ama bir türlü ismi telaffuz edilmeyen güçlerin desteğiyle canlarımız katledildi, milyarlarca dolar zarara sebep olacak ekonomik kayıplar yaşadık.
Büyük Ortadoğu projesiyle başlayan soykırımlar ülkelerin ya sınırlarını ya da yönetimlerini değiştirdi. Özgürlük getireceğini ifade edenler, yüzbinlerce çocuk yaşlı sivil halkın katledilişini özgür dünyaya canlı yayınla seyrettirdi. Yetmedi “savaş tazminatı” adı altında zengin yeraltı kaynaklarına da el konuldu.
Kuzey Afrika’dan başlayarak Ortadoğu’ya sirayet eden Arap baharı Müslümanın Müslümanı acımasızca öldürdüğü katliamlara dönüştü. Ülkelerin bir taraftan sınırları diğer taraftan demografik yapıları değişti. Ülkesini terk etmek zorunda kalan milyonlar kaçkın durumuna düştü. Yine bir büyüğümüzün ifadesiyle Türkiye göçmenlere kucak açmasaydı Avrupa Ülkelerinin sokakları ne hale gelirdi!
Ortadoğu yeniden şekillenirken Ulus devlet yapımızı tahrip edecek adımlar dillenmeye başladı. Anayasamızda ki Türkiye Cumhuriyetini kuran halka “TÜRK” denir, tarifi birilerini oldukça rahatsız etmeli ki Türk kelimesine örtülü bir savaş açıldı. Türkiye Cumhuriyeti tabelaları değiştirilmeye başladı. Birileri de başka bir şey der diye “Ne mutlu Türküm Diyene “sözleri silinmeye, okullarda andımız okunmamaya başladı.
Türk Kızılay’ı adıyla satılan sodadan bile, içenleri rahatsız etmesin diye(!)Türk sözcüğü çıkarıldı. Türkiye Cumhuriyeti halkının tamamını kuşatan Türklük şemsiyesinde delikler açılmaya, oyuklar oluşturulmaya çalışıldı.
Eşit yurttaşlık ve halkların kardeşliği gibi söylemlerle et ile tırnak olmuş birlikteliğimiz parçalanmaya doğru yol almaya başladı. Ülkelerinden kaçmak zorunda kalıp kucakladığımız her grup, Türk’le birlikte sıralanıp eşitten öte asıl unsurmuş gibi söylenir oldu. Bu tür söylemlerin Türkiye Cumhuriyetinin ulus devlet yapısını dönüşümsüz tahrip edeceği akıllara bile gelmedi hala da gelmiyor.
Türk ile birlikte Türkçe dili de, anayasamızda amir hüküm olduğu halde tahrip edilmeye ve eğitim Türkçe dışında başka dillerde de yapılabilir dayatması ile başka bir tehlikeli adım atılmaya başlandı.
Bu adımın devamında uluslararası örgütleri yanına alanlar, koruma sorumluluğu yasası uygulamalarıyla, (anayasada farklı isimler zikredilirse,) özerk bölge statüsü için birleşmiş milletlere başvurup ayrılabildikleri hesap edilmemeye başlandı. Kuzey Irak, Sudan ve Kosova’da gerçekleşen bu senaryolar ders niteliğinde ki gerçeklerdir ve hafızalara kazılarak yazılmalıdır.
Türk’e, Türkçe ’ye, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmak ve sonsuza dek yaşatmak değişmez hedefimiz olmalıdır.
Sağlıkla kalın.












Eğitim ana dilde olur biz sömürge değiliz eğitim ve öğretim hizmeti ana dilde Türkçe verilirken sağlık da millileşmelidir
Son derece uyanık olunması gereken bir zamandayız. Kuzu postuna bürünmüş kurtlar oldukça etkili makamlarda ve bizim için kötü sonuçları olacak işlere imza atmakla meşguller.. Yeni bir kurtuluş mücadelesi yazmaya hazır mıyız... Bütün mesele bu..
Çok haklısınız hocam. Roma tarihinin zenginliğinden bahsettiğiniz zaman sizin tarih bilginizi takdir ederken Türk tarihini övünce ırkçılıkla suçluyorlar. Türk tarihi zenginse suç bizim mi? :)