Emsallerimiz arasında hiçbir takıma gönül vermeyen birini bulmak, çok nadir bir durumdur. Bir takıma gönül vermeden Türk Futbolunun hangi derdiyle dertlenebilirsiniz. Atmosfer sizi öyle kuvvetli etkiler ki tarafsız kalmanız çoğu zaman imkânsızlaşır.
Değerlendirmeler, çevresel etkilenmeler, idol kabul ettikleriniz bir araya geldiğinde tutuğunuz takım ruhunuza işler. Renklere gönlünüzü kaptırdıktan sonra, her türlü maçın sonucunda kendinizi ikna edecek bir meşru sebep bulur, takımınızla savrulur durursunuz.
Hatta bazı takımlarda taraftarların beyni geri dönüşümsüz devre dışı kalır, aklınızı kullanmanıza da gerek kalmaz. Yöneticiler sizin adınıza düşünür, karar verirler, size de büyükler iyisini bilir demek düşer. Bir adım daha atmaya kalkarsanız “bilmediğiniz şeyler var” denilir, böyle durumlarda da akan sular durur.
Aklımızı kiraya vermemek ön şartıyla bende bir takıma, on beşli yaşlarımda bağlandım. Taraftarlığım için bırakın onları binlerce haklı kabullerim vardı. Öncelikle takımın yüz de yüzü kendi çocuklarımızdan oluşuyordu.
Kurucuları ilk günlerden itibaren, vazgeçilemez, değiştirilmesi bile teklif edilemez “önce ülkem sonra takım” ülküsüyle yönetiyorlardı. Böylece sevdalandığım takımla sanki bir gardaş, nihayetinde de gönüldaş oldum.
Her şeyin önüne “önce vatan” ilkenizi koyarsanız hem içerdeki hem de dışardaki rakipler iş birliğine ve güç birliğine giderler. Aleyhinizde her yerde kümelenip, sizi amansız rakip ilan ederler, kendi aralarındaki maçlarda kavga etseler bile, size karşı hem içerde hem de “misafir takım tribününde” birleşip sizi küme düşürmek için her yolu mubah saymaya başlarlar.
Şampiyon olmanın yanında bir de bu şer ittifakıyla mücadele etmek zorunda kalırsınız. Binlerce taraftarınız zarar görür, bazen şampiyonluğunuz bile elinizden alınır, alın teriniz tartışılır hale gelir. Şartlar ne olursa olsun unutulmayan, unutulmayacak hatıraları, dostlukları heybenizdeki en kıymetli mücevherler gibi dağarcığınıza kaybolmayacak şekilde yerleştirirsiniz.
Yıllar yılları kovalarken, kulüp başkanımız rahmeti rahmana kavuşur, takımın gerçek taraftarları acının derdiyle yas içindeyken, takımı benden başkası toparlayamaz dürtüsüyle harekete geçen “başlar” benden sonrası tufan söylemleriyle ortalığı kavurmaya başlarlar. Kürsüler devrilir, perde gerisinde toplantılar yapılır, küsenler olur, darılanlar ayrılır nihayetinde kulüp bir başkana kavuşur.
Önceki başkanın yeri kolay kolay doldurulamaz bilinir ama karlı bir nisan günü toplanan olabilmesi imkânsız topluluk ülkede öyle bir rüzgâra sebep olur ki, ilk sezonda rakibinde bölünmesiyle birinci sıraya yerleşir.
Takım tam şampiyon olacak derken, ovadağ deplasmanında herkesten habersiz maçlar iptal edilerek yeni bir sezonun başlayacağı ilan edilir.
Takiben yakın tarihte olamaz denilen onlarca olay yaşanır. Birçoğu muhakkak bir bildiği vardır diye devam ederken, takımdan her ayrılan yeni bir takım kurup güç parçalanmasına sebep olur. Derken renklerine gönül verdiğimiz takım kendisinin olmayan takımın tarafını şartsız ve karşılıksız desteklemeye başlar, hatta inanmayacaksınız binlerce taraftarınızı zalimce katleden Ze-med takımına zeytin dalı uzatır.
Böyle rüya mı olur demeyin, kader…….
(Sağlık,huzur,mutluluk dolu nice yıllar diliyorum.)












SIVASSPOR????❤️????????
Kalemine sağlık hocam, hep tutuğumuz takımlar kaybetti, Yöneticilerin yüzünden, doğru adamı bulmak lazım. Selamlar
Merhum Galip Erdem Ağabey " Ne olacak Bu Beşiktaş'ın Hal" gibi... Çok seviyorum yazılarınızı, zatıaliniz gibi... Derli, toplu, tutarlı, içerikten sapmadan... Var ve sağ olasınız Efendim. Saygıyla selamlıyorum.