Ülkemizin varlığı birliği ve dirliği için gözünü kırpmadan can dahil her şeyini verecek on binlerce kamu görevlisi olduğunu bilenlerdenim. Yarım asra yakın görevim sırasında bunların hem vatan aşkına hem de görevdeki üstün başarılarına şahit oldum. Bir devletin ebet müddet yaşaması bu insanların varlığıyla mümkündür. Bu sebeple de çok şanslı olduğumuza eminim. Binlerce yıldır devam eden devlet geleneğimizi bu fedakâr insanlara borçlu oluğumuzun da farkındayım.
Son aylarda yaşadığımız aşağıda sıralayacağım birkaç hadiseyle insanımız nereden nereye geldi şaşırıyor, bazen hayır bunlar bizim insanımız olmaz, olamaz diye çığlık atıyorum. Olayların makul izahını kendime dahi izah etmekte zorlanıyor, eyvahlar içinde kıvranıyorum.
Yirmi, yirmi beş haneli bir köyde utanılacak bir çocuk cinayeti yaşandı. Mevcut teknolojilerin bütünü kullanılmasına rağmen ne zabıta kuvvetleri, ne adli tıp kurumu verileri, ne tanık sanık ifadeleri, nede saniye saniye kim hangi noktada, hangi odaya ne zaman geçti verilerine rağmen çocuğumuzun katilini ortaya çıkaramadık.
Yenidoğan Çetesi olarak adlandırılan içerisinde Hipokrat yeminli doktorlarında bulunduğu bebek katillerinin ifadeleri iliklerimizi donduracak cümlelerle dolup taşmaktadır. Katillerin arasına her geçen gün yenileri eklenmekte bir kısım sanıklar ise durumun yaygın bir şekilde her köşede rastlanacağını söylemektedirler. Maddi menfaat karşılığında bebek katili olabilecek ruh yapısına nasıl gelindi, hangi ihmalleri göremedik ya da görmezden geldik.
Bir doğal afet karşısında ilk yardıma koşanlar arasında önemli işlevleri olan bir teşkilatımızın aracı altın dahil kaçakçılıkta kullanılacak bölmelere nasıl nerede sahip oldu. İfadeler doğruysa çok ucuz paralar karşılığında bu insanlar, kimler tarafından ne kadar kullanıldı. Altın kaçakçılığı iddiasının arkasında gazi meclisimizin bir kısım mensubunun olduğu ne kadar doğrudur bilemiyorum.
İnsan kaçakçılığın arka planında üst rütbeli bir komutanın olabileceğini hafızama kabul ettiremiyorum.
Terörle mücadele sırasında destanlar yazan özel harekâtçılarımızın arasında mühimmat teslim ettiğimiz birisi el bombası dahil malzemeleri terör şüpheli eşkıyalara nasıl satabilir, aklım almadı almayacak.












Hocam yurdumuzun geldiği durum maalesef hiç te iç açıcı değil. Bunların nedenlerinin başında gördüğüm kadarıyla en başta iktidar ve muhalefetin düşmanlara çalıştığı kanaatindeyim. Yurda düşman girse bu kadar tahrip veremezdi. Milletimiz üzerinde aldatılma ve kandırılma yoluyla insani değerlerimizi yok etmeye yönelik psikolojik harp uyguladığını düşünüyorum. Yoksa biz böyle bir millet değiliz. Dini değerlerimizi sözde dindar görünenlere, milli değerlerimizi sözde milliyetçilere tahrip ettiriyorlar. Dinden ve milliyetçilikten soğuttular bu milleti. Akıl almıyor yapılanlar. Milleti ekonomiyle köşeye sıkıştırıp ellerinden bu vatanı alacaklarını düşünüyorlar. Bunlar asla dost olamazlar. Saygılarımla hocam.
Yüreğinize sağlık kıymetli hocam sözlerinize katılıyorum. İnsanlık şu an morfin yemiş gibi duyarsız hissiz bir halde ateş düştüğü yeri yakmamalı...