2700 renktaş, dost, arkadaş ile birlikte tribündeydik. Tribün atmosferi içerisinde görebildiğim kadarıyla maç hakkındaki düşüncelerimi paylaşmaya çalışacağım.
Bu akşamki müsabaka beni 93-94 sezonu ve sonrasına götürdü. Takımın en etkili ismi olan Timofte’yi oyundan düşürmek için gösterilen ucuz sarı kartlar, özetlere dahi girmeyen, stadyumda olanlardan başka kimsenin haberdar olmadığı, atağa çıkarken çalınan uydurma fauller ve birkaç tane art niyetli ofsayt kararı ile elimizden alınıp rakibe verilen maçlar.
Hakem bizi katletti dediğimizde ise hakem golünüzü mü vermedi penaltınızı mı çalmadı yorumları. Oysa ki kastımız ülkede futbol kamuoyunun farkında dahi olmadığı, hiçbir özette yer bulmayan ama hemen her hafta karşılaştığımız ve bünyemizde derin izler bırakmış o pozisyonlardı. Bu akşam o günlere tekrar gittim.
Uzun zamandır böyle bir hakem yönetimine şahit olmamıştım. Oyunun akmasına izin vermeyen, tempo yakalamamızı sürekli engelleyen, rakibin orta saha oyuncularına hamlelerinde büyük özgürlük tanıyan, her pozisyonda rakibe karşı seni ezeceğini hissettiren , tam tersi kararlarla ataklarımızı kesen, son atak olmasın diye aut atışını dahi kullandırmayan bir hakem vardı. Maçın en kritik dakikasında yüzde yüz faulü görmezden gelip maçın kopmasına sebep olan ve (Özetlere dahi girmeyen) Nelson-Madji pozisyonlarında tam tersi yönde karar vererek maça tekrar ortak olmamızı engelleyen de hakemdi.
En sonunda kendime “Bu adamlarla nasıl baş edeceksin ki” diyerek kendime günün özetini yaptım.
Takımın mücadele anlamında genel olarak elinden geleni yaptığını düşünüyorum. Ancak pas tercihlerini doğru yapamadığımızı, rakibin presini kıracak doğru pasları atamadığımızı ,topu doğru kullanamadığımızı belirtmek isterim. Özellikle bu noktada çok şey beklediğimiz Ntcham ve Holse gününde olmaması oyun kurmamızı engelledi. Açıkçası rakiplerinin kalitesi ve onlara sınırsız özgürlük tanıyan bir hakemin varlığı düşünüldüğünde oyuna hakim olabilmeleri de kolay değildi. Emre Kılınç’ı da performansından ötürü gününde olmayan olarak niteleyebilmek isterdim. Ancak yapamıyorum. Zira bir hafta önce maçın her bölümünde %100 le 60-70 metre adam kovalayan Emre’nin maç boyunca topa ayağını uzatmadığını, sorumluluk almadığını çok net gördüm. Oysa ki maç başlamadan önce tribüne çağrıldığında, taraftar ona güvendiğini ve ondan ne beklediğini açıkça ifade etmişti. Malesef tam tersini yaptı.
1-1 den sonra maç bize dönmüş iken ve tüm futbol kamuoyu 70.dakikadan sonra neler olacağını beklerken Okan’ın çok büyük hatası ile oyundan düşmüş rakip canlandı, tedirgin olan ve dolayısıyla susmuş rakip taraftar maçın içine girdi,maça ortak olduğumuzu düşünen ve devamın geleceğine fazlasıyla inanan bizlerin ve futbolcuların inancı kırıldı. Hakemin yanlı tutumu, Okan’ın ciddiyetsizliği ve santrafor bölgesindeki kalite eksikliği sebebiyle maç elimizden gitmiş oldu.
Eleştirilerin odağı olacakları çok açık olan Emre ve Okan’ın bunları kasten yaptığına inanmıyorum. Ancak konsantre olmadıklarını ,ellerinin ayaklarının bir birine dolandığını, Emre’nin boş kaleye vurmayı düşünmediği pozisyon örneğinde olduğu gibi sorumluluk almaktan kaçındığını düşünüyorum.
Bunda başkanın geçen sezonki “Aklıyla kalbi çelişiyor” söyleminin de etkisi olduğu kanaatindeyim. Altından kalkılabilecek bir psikoloji değil açıkçası. Ancak hakkında
bu cümle kurulan iki oyuncunun o kulüpte devam etmesini o zaman da anlamamıştım şimdi de anlamıyorum.
Maç sonu hayıflanmalar, ahlar vahlar, kızgınlıklar olsa da herkesin gelinen noktanın tesadüf olmadığının ispatlandığı düşüncesi ile mutlu ve gururlu olduğu görülüyordu. Çokça alışkın olduğumuz şekilde herkeste bir CANIN SAĞOLSUN SAMSUNSPORUM düşüncesi vardı.
Zira herkes adıyla sanıyla büyük olduğu iddia edilen rakibin vakit geçirmek için yaptıklarını, 7 dakikalık uzatmanın 5,5 dakikasını yerde yatarak yok ettiğini, hakemin son şansa bile izin vermediğini gördü.
Maç sonunda başkanın “Hakem maça etki edecek hata yapmadı” şeklindeki açıklaması geldi. Sizlerden özür dilerim yukarıda yazmış olduğum verilmeyen penaltı, 3.golden önce yapılan faul, ucuz bahanelerle kesilen ataklarımız, tüm takdir haklarının rakip lehine kullanılması, çalınmasına izin verdiği dakikalar, verilmeyen kartlar bunların hepsi benim zırvalarım kusura bakmayın. Bunların hiçbiri olmamış çünkü.
Kişisel olarak Galatasaray sempatizanı olabilirsiniz. Bunu gurur duyarak açıklayıp tüm camiayı rencide etmeniz umurunuzda dahi olmayabilir. Ancak Samsunspor başkanısınız. Kusura bakmayın sayın başkan ama siz böyle konuşursanız hafta boyu çatışma içinde olduğunuz bir diğer İstanbul takımı kitlesi de buna uygun konuşur ve malesef haklı olur.
Oysa ki yapılması gereken gerek bireysel olarak gerekse kulüp bazında yapılacak açıklamalar ile üst perdeden bir üslupla bu düzene isyan etmekti. Hepimizin dün tribünde yaptığı buydu ancak siz yapmadınız. İnsan sebebi ne merak ediyor açıkçası.
Her şeye rağmen güzel bir haftaydı. Uçak biletleri daha Antalyaspor maçı oynanmadan alındı, maç biletlerinin satışa çıkması dakika dakika beklendi. Bir bilet tedarik edebilmek için ne bağlantılar yapıldı. Sunucunda 2700 Samsunsporlu gayet organize şekilde tribündeydi ve gayet başarılı bir tribün performansı sergilendi.
Öncelikle armamızda taşımaktan gurur duyduğumuz ulu önder Mustafa Kemal Atatürk bir koreografi ile anıldı. Maç esnasında doğru anlarda doğru girişler ve doğru tercihler yapıldı. Yenilen ikinci golün çöküntüsü ile bir süre suskun kalınsa da tahmin ediyorum ki bu akşam herkes sesini İstanbul’da bıraktı. Ülkenin tutkulu ve armaya her şartta sadık kalan taraftar kitlelerinden biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Herkesin yüreğine sağlık. Bu noktada naçizane bir tavsiyem olacak. Biz maç öncesi tezahüratları çok seviyoruz.
Evet kesinlikle oldukça keyifli. Bu eski stadyumdan bu yana bir alışkanlığımız. Ancak malesef yorucu oluyor. Bunu ikinci yarı başlarken sanırım herkes hissetmiştir. Bu sebeple maç öncesi desteği doğru yönetip dozunu iyi ayarlamalıyız diye düşünüyorum.











