Yıl 1900’ler; tek tip hayat tarzı tüm toplumu kucaklamakta. Geçim üzerine kurulu hayat beklentisi; sağılır hayvan, bağ bahçeden sebze ve meyve, pekmez, turşu ve un. Zengin ile fakirin ayrımı zahiren kıyafeti ile aşikardı.
Kazancın zenginliğin göstergesi bu sayılan temel ihtiyaçlara sorunsuz ulaşmakla sınırlı idi. 1980 lere kadar tüm toplum aynı hayat tarzını katıksız yaşadı.
Dede ile torun hep aynı kaderin izinde yol aldılar. Nüfusun artması, özellikle kırsalda yaşayan toplumun ekseri çoğunluğunu göçe zorladı.
Bugün ana haberlere konu olan şu şehirde en çok nereli yaşıyor şeklinde ve herkesin ilgisini çeken haberler geçmişimizdeki bu hareketliliği işaret etmekte.
1984 yılında geçilen liberal ekonomi ile hayatı anlamlandırma ve şehirlerin cazibe merkezi haline gelmesi bu göçün farklı gerekçelerle yine sürdüğünü ve devam ettiğini göstermektedir.
Dün geçim için olan göç bugün yaşam kalitesini arttırmak içindir. Göç, dün zorunluluktu, bugün mecburiyet; dün beklenti, bugün başkaldırı olarak vücut bulmaktadır.
Farkında olunmayabilir ama sosyoloji bu gerçeği tespit ederek siyasi malzeme olarak kullanılmasına olanak sağlamıştır. Özellikle genel ve yerel seçimlerde kütüğü farklı illerde olan kişiler, seçim listelerinde kendilerine yer bulmaktadır. Bu tartışılabilir bir sorun gibi gözükse de aslen sonuç olmaktan öteye gidemeyecektir.
Seçimlerin genel gayesi tüm toplumu temsil etmekse, farklı tercihler çok ta sorun olarak kabul edilmemektedir. Bu da sadece mikro milliyetçilik tepkilerini açığa çıkartmaktadır. Bundan ötürü ülkemizin çoğunluğunu kapsayan coğrafyada farklı etnik yapıların çeşitliliği üniter devlet yapısına güç katmaktadır.
Göç alamayan yerler mikro milliyetçilik sarmalı ile boğulmakta ve farklı talepleri ile genel huzuru bozabilmektedir. O sebeple ki ülkemizin her bölgesinde farklı etnik yapıların çeşitliliği geleceğimize dair beklenti ve güvenimizi tazelemektedir.











