2020 Mart ayından itibaren tüm dünyayı çaresiz bırakan Covid-19 salgını ülkemizde de hayatı durma noktasına getirmişti.
Alınan tedbirlerden eğitim olarak uzaktan eğitime geçilmesi, ekonomik olarak tüm dünyanın aksine işletmelerin desteklenmesi ve bankalarca düşük faizli para dağıtılması, kamu düzeni ve işleyişi açısından asgari personel ile 10.00-16.00 saatleri arasında hizmet sunumu gibi tedbirler sayılabilir.
(Dönemin isimsiz kahramanları sağlık çalışanlarını tebrik ve takdir etmek hepimizin üzerine borçtur.) Bu dönem bize; hiçbir eğitimin sağlığın evveli olmadığı, güdülen ekonomik modelin yanlışlığı ve sonuçlarının hala üzerimizde yük olarak durduğu ve kamudaki hizmetin asgari personel ile daha kısa sürede vatandaşa ulaştırılabilir olduğu gerçeğini gözler önüne sermiştir.
Pandemi döneminde özellikle büyükşehirlerdeki vatandaşlarımızdan imkanı olanlar nüfus yoğunluğunun seyrek olduğu kırsala dönmüşlerdir. İşsiz kalan evlatlar ailelerinin yanına sığınmak zorunda kalmıştır.
Çekirdek aileden geniş aileye doğru tersine bir yöneliş olmuştur. Tarihi ve kültürel köklerimiz, bizim bu dönemi en hafif hasarla atlatmamıza olanak sağlamıştır.
Avrupa’da 18 yaşını dolduran çocukların ailelerinin yanında kalması belli yükümlülüklere bağlı iken, ülkemizde bu durum sorun olmamıştır.
Medeniyet dediğimiz yöneliş bizi düşünmeden yaşamaya mecbur bırakmıştır.
Çocuklarımızın bebeklik döneminden itibaren ayrı odalarda yatırılması bizi anne-baba yapmaktan ziyade ebeveyn yapmaktadır. Büyüklerimizin dediği gibi çocuk, anne-baba kokusu ile büyüyecektir ki aidiyet duygusu olsun.
Özellikle bebeklerin kreş adı altındaki bakım evlerine verilmesi telafisi mümkün olmayan sosyolojik sonuçlar doğurmaktadır.
Kreşe bırakılan bebeğe bu tutumla verilen mesaj; işe gitmek zorundayız (ya da gerekçe her ne olursa olsun); sen burada kalmalısın, önceliğimiz işimiz, engel sensinden başka bir şey değildir. Zaman gösteriyor ki çocuklar büyüdüğünde aynı son o anne babayı kuşatmaktadır. Bakıma muhtaç anne-babalar aynı gerekçelerle çocukları tarafından yaşlı bakım evlerine bırakılabilmektedir. Ülkemizde ana ocağı, ata ocağı, yaşlı bakım evi gibi yapıların sürekli artması yaşlılarımıza verdiğimiz değerden ziyade sorunun kronikleştiğinden başka bir şey değildir.
Öpülecek eli ve öpecek eli olan toplum dileğiyle…











