GİRİŞ
Türkiye’nin siyasi hafızası, sık sık hatırlamak istemediğimiz yaralarla dolu. Bu yaraların en derinlerinden biri de, sol ile milliyetçi hareketler arasında yıllardır süregelen düşmanlık. 1970’lerde üniversite kantinlerinde başlayıp sokaklarda silah sesleriyle yankılanan çatışmalar, yalnızca iki ideolojiyi değil, bir nesli de parçalamıştı.
O dönemden bugüne, Türkiye siyaseti bir “biz ve onlar” ikliminde şekillendi. Sol, milliyetçiyi baskıcı; milliyetçi, solu bölücü olarak tanımladı. Her iki taraf da haklı sebeplerle, ama çoğu zaman empati kurmadan kendi siperlerine çekildi.
Ancak bugün başka bir tabloyla karşı karşıyayız. Ekonomik kriz, göç baskısı, deprem sonrası plansızlık, Batı merkezli dış müdahale riskleri... Tüm bu gerçekler, artık şu soruyu gündeme taşıyor:
Bu ülkenin solcuları ile milliyetçileri, farklılıklarına rağmen aynı masada oturabilir mi?
1. TARİHİN AĞIR YÜKÜ VE İDEOLOJİK UÇURUM
Elbette bu soruya yanıt ararken, geçmişin yükünü inkâr edemeyiz. Zira bu iki damarın Türkiye’ye bakışı bambaşka:
• Sol, devleti çoğu zaman sermaye düzeninin bir aracı olarak görür.
• Milliyetçi gelenek, devleti kutsal bir yapı, milletin varoluş temeli sayar.
Kürt meselesinde bu fark daha da keskinleşir:
• Sol, anadilde eğitim ve yerel özerklik gibi talepleri savunur.
• Milliyetçi çizgi, bu talepleri “üniter yapıya tehdit” olarak görür.
Ancak tüm bu farklılıklara rağmen, Türkiye tarihinde dikkat çekici örnekler de vardır.
Mesela Deniz Gezmiş’in idamına karşı çıkan ülkücü yazar Osman Yüksel Serdengeçti, bu ülkenin vicdan sahibi insanlarının, ezberleri nasıl bozabildiğini gösteren bir figürdür.
2. PRATİKTE BULUŞABİLECEKLERİ ALANLAR
Bugünün Türkiye’si, fikir ayrılıklarından çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunlar, bazı alanlarda sol ve milliyetçi çizgiyi pratikte yakınlaştırabilir:
a) Ekonomi: “Adil Paylaşım + Yerli Üretim”
• Sol: Asgari ücretin iyileştirilmesi, sosyal yardım ağlarının güçlendirilmesi.
• Milliyetçi kesim: Yerli üretimin teşviki, çiftçinin desteklenmesi.
Kamucu ekonomi politikaları, her iki talebin de ortak noktası olabilir.
b) Deprem ve Afetler: Dayanışma Kültürü
2023 depremlerinde bazı bölgelerde, CHP’li belediyeler ile Ülkü Ocakları üyeleri aynı bölgede koordinasyon sağladı.
Bu örnekler gösteriyor ki, ortak acılar karşısında ideoloji değil, insanlık kazandırır.
c) Dış Politika: “Milli Egemenlik” Söylemi
• F-35 ambargosu, ABD'nin çifte standartlı politikaları, NATO'nun baskıcı tutumu…
• Sol bu duruma “emperyalist baskı” der; milliyetçi kesim “bağımsızlığa müdahale” der.
Her iki söylem de, egemen bir Türkiye’nin ihtiyacına işaret eder.
3. NASIL BİR YOL HARİTASI?
a) Tarihle Yüzleşme
1970’lerin çatışmaları, ne yalnızca bir tarafın günahıdır ne de tamamen unutarak aşılır.
Bağımsız tarihçi ve psikologlardan oluşan bir hakikat komisyonu, hem solun hem sağın yaşadığı travmaları kayda alabilir.
Ankara’da ya da İstanbul’da, her iki kesimin kayıpları için yapılacak ortak bir anma töreni, geçmişin yükünü hafifletebilir.
b) Gençlik Köprüleri
Bugün ODTÜ’de sosyalist bir öğrenci ile Yıldız Teknik’te ülkücü bir öğrenci, belki aynı konuyu farklı dillerle konuşuyor.
Neden ortak bir forumda, “Türkiye’nin Geleceği” başlığı altında buluşmasınlar?
c) Yerel İttifaklar
İzmir, Eskişehir, Mersin gibi kentlerde CHP’li belediyeler ile İYİ Partili meclis üyelerinin kentsel dönüşüm ya da kooperatifçilik gibi başlıklarda ortak çalışmaları, ideolojik değil, pratik iş birlikleri yaratabilir.
SONUÇ: “Düşmanlığı Askıya Almak”
Elbette sol ve milliyetçiler, bugünden yarına ideolojik bir evlilik yapmayacak. Yapmamalı da.
Ancak bu ülkenin beka meselesi yalnızca sınır kapılarında ya da savunma sanayiinde değil; mutfakta, okulda, hastanede, enkaz altında yaşanıyor.
Bu gerçekler, artık bizden düşman üretmeyi değil, çözüm ortaklığı üretmeyi bekliyor.
Birbirini sevmek zorunda değiliz. Ama bu ülkeyi birlikte yaşanabilir kılmak gibi ortak bir sorumluluğumuz var.
Tıpkı Kuvayı Milliye’de bir araya gelen çok farklı kesimler gibi, şimdi de yeni bir sayfa açmanın zamanı.
Siyaset üstü, yurtseverce, insanca bir uzlaşı mümkün.
Yeter ki konuşmaktan, dinlemekten ve empati kurmaktan korkmayalım.
Cemil Deveci – Gazeteci-Yazar











