PKK’nın kendini feshetme ve silahları bırakma kararı toplumda olumlu karşılandı ancak yeterli mi?
İktidar sözcüsü Ömer Çelik, “İmralı’dan yapılan çağrı sonrasında PKK’nın kendini feshetme ve silah bırakma kararı alması, terörsüz Türkiye hedefi açısından önemli bir aşamadır. Terörün tamamen bitmesi halinde yeni bir dönemin kapısı açılacaktır” dedi. Ancak akla gelen şu soruyu yanıtlamadı.
Abdullah Öcalan’nın asıl kurucusu ve başkanı olduğu KCK ve onun alt kuruluşları, PYD,YPG ve PJAK da silahları bırakıp, kendilerini feshedecekler mi?
PKK, kendisini feshettiği 12. Kongre bildirisinde; “Partimiz PKK, kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkâr ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı. Doğuşunda reel sosyalizmin etkilerini yaşadı ve ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesini benimseyerek, silahlı mücadele stratejisi temelinde meşru, haklı bir mücadele yürüttü. PKK katı Kürt inkarının, buna dayalı imha siyasetinin, soykırım ve asimilasyon politikalarının egemen olduğu koşullarda şekillendi. 1978’den başlayarak yürüttüğü özgürlük mücadelesiyle Kürt varlığını kabul ettirmeyi ve Kürt sorununun Türkiye’nin temel realitesi olarak görülmesini esas aldı. Bu temelde başarıyla yürüttüğü mücadele sonucunda halkımız adına diriliş devrimini gerçekleştirerek bölge halklarının özgürlük umudu ve onurlu yaşam arayışının sembolü haline geldi…” diyerek tarihi köklerine bağlı kalınacağını duyurmaktadır…
Bu sözler tartışmalıdır! Halka söylenen ve vadedilenleri karşılamamaktadır.
Anadolu coğrafyası, değişik etnik ve inanç guruplarının yüzyıllardır birlikte yaşadıkları ve ulusal kurtuluş savaşını, tüm ihanetlere ve tuzaklara rağmen birlikte verdikleri vatan toprağıdır.
Her birinin ayrı dili, inancı, kültürü vardır; farklılıklarını koruyarak iç içe geçmişlerdir. Bu durum dünyada örneği az olan büyük bir zenginliktir.
Bölgesel demokratik ve sosyal yetmezlik ya da ihmal sonucu doğan sorunlar üzerinden, 1980’lerden bugüne teröre başvuran KCK/PKK toplumsal kopuşu ve ayrılıkçılığı hedeflemiş, karşılıklı acılara neden olmuş, karşılıklı bedeller ödenmiştir.
Kürt kökenli yurttaşlarımız doğu ve güney doğu Anadolu bölgesinde yoğunlaşmış olmalarına karşın; ülkenin her iline, ilçesine dağılmışlar, Anadolu coğrafyasını doğduğu ve doyduğu vatan yapmışlardır. Amida, Zeybek, Horon, Bar, Hora, karşılama, kaşık, teke zortlaması, bengi, Halay, Semah oyunları her ilimizde, her yöremizde oynanmaktadır ve Anadolu kültürünün bir parçasıdır. Evliliklerde, kimse kimsenin etnik kökenini, mezhebini, inancını sormaz; kaynaşmış, bütünleşmiş bir toplum iken içerideki yetmezlik, dışarıdan destekli-tahrik sonucu zaman zaman artan yoğunlukta devam eden terör, toplumumuzu yaraladı ve bir ölçüde ayrıştırdı.
Tabi herkes dilini konuşacak, inancını yaşayacak, kültürünü geliştirecek, kuşaktan kuşağa taşıyacak, bunlar doğuştan kazanılan insan haklarıdır; tartışılamaz, engellenemez.
Her ne kadar SHP’nin 1989 “Kürt Raporu” ve 1991seçimlerinde HEP’le birlikte seçime girmesiyle “Kürt sorununun” Meclis çatısı altında dile getirilmesi ve demokratik yollardan çözüm aranması hedeflenmiş ise de sürdürülememiş ve çok bedeller ödenmiştir.
PKK bildirisi, toplumsal barıştan yana olan ve umutlanan yurttaşlarımızın, kafasını karıştırmış, umudunu azaltmıştır. Bugünden itibaren her aklına gelen konuşmamalı, konu TBMM’ne taşınmalıdır. Kürdü Türke; Türkü Kürde sevdirebilmenin yolu açık olmaktan, sorun olarak görülen her şeyin açık açık konuşulmasından geçer.
PKK bildirisinin açıklanmasından sonra Devlet Bahçeli’nin, 5 Kasım günü TBMM grup toplantısındaki “…Eğer terör hayatımızdan sökülüp atılırsa, enflasyona darbe indirilirse, Cumhurbaşkanımız Erdoğan'ın bir kez daha seçilmesi doğal bir tercih değil midir? Lazım gelen anayasal düzenlemeyi yapmak, önümüzdeki görevler arasında olmayacak mıdır? Devlette devamlılık, siyasette istikrar, Türkiye Yüzyılının güvencesi için Sayın Erdoğan bize göre tek seçenektir…” şeklindeki konuşması hatırlandı. Çünkü, bu sözlerden anlaşılan tek hedef barış değil; Cumhur İttifakının ilelebet kalıcı hale gelmesidir, kazan kazan anlayışıdır. İktidar, bir beş yıl daha kazanacak belli, peki PKK ne kazanacak, merak edilen budur…
Sorunun çözümü, insan haklarına saygılı hukuku üstün kılan eksiksiz demokrasi ile mümkündür.












Ben bu sürecin bir ihtiyaca karşılık olarak samimi olarak ortaya konulduğunu düşünmüyorum. Aklı başında çoğu Kürtte bunu küresel bir boyutu olduğuna inanıyor.