Başlık, Yunanistan eski Syriza hükümetinin maliye bakanı ekonomist Yanis Varoufakis’in ‘Tekno- Feodalizm’ adlı eserinden alınmıştır.
Varoufakis’in bu kitabının hem başlığı ve hem de içeriği, akademik ve politik çevrelerde tartışılır ve kullanılır hale gelmiştir.
Dijital ağ ve dönem adlandırma tartışmaları; teorik bir tartışmadan öte, ekonomik/politik mücadele biçimini de belirleyecektir.
Varoufakis, ‘’elimizdeki telefonların ve fiber optik kabloların içinde yaşayan yeni bir sermaye var; ben buna ‘Bulut Sermayesi’ diyorum’’, diyor ve gelecekteki mücadele hattını ise şöyle tarif ediyor; ’’Sendikalar sadece adil ücret mücadelesiyle yetinemez, asıl mesele ‘her işçi bir üye, bir hisse, bir oy hakkı’ ilkesinin savunulmasıdır’’. Tüketicisi olduğumuz dijital platformları, ticari platformlar olarak değerlendiriyor ve sermayenin şekil değiştirdiğini iddia ediyor. Google, Microsoft, Chatgbt, Open Al, Twitter, Facebook, İnstagram vb. gibi dijital platformları ‘bulut kirası’ ile çalışan serflik sistemine benzetiyor. Bu kirayı, dijital ekonominin doğasından kaynaklı, kapitalist kâr ve sömürüden ziyade, feodal tarz bir kiraya ve sömürüye daha yakın buluyor.
Neden Tekno-Feodalizm?
Tekno-feodalizm, 1990’larda internet ekonomisiyle başlayan ve 2008 krizi sonrası son derece hızlı bir şekilde yükselen dijital platform ekonomisiyle beraber, hem iktisadi hem politik hem de toplumsal/ideolojik gücün birkaç şirket etrafında toplandığı dönemi kavramsallaştırmak için kullanılmaktadır.
Tekno-feodalizm, geniş anlamda kira, fikri mülkiyet ve patentler üzerinden koruma alınmış dijital platformlara erişim hakkı için ödenen bedel olarak tanımlanmaktadır.
Özellikle, bilginin ve büyük verinin mülkiyetinin belli şirketlerin elinde toplanması ve tekno-kiraya dayalı bir rant ekonomisinin baskın olması, bu şirketlerin, küresel düzeyde birer tekno feodal lord (derebey) olarak değerlendirilmesinde önemli bir neden olmuştur. Böylece, milyarder ve elit sınıf, tekno lordlar olarak tanımlanırken, hem platform kullanıcıları hem de işçileri yeni köylü/serfler olarak adlandırılmaktadır.
Tekno-feodalizm kavramına karşı çıkanlar, ‘’platform ekonomisindeki dinamikleri sadece feodal lordların topladıkları kira ve bunun etrafında şekillenen sınıf ve güç ilişkileri yorumlamamak gerekir. Hakeza, kapitalizmden de beter, burjuva demokrasisinin dahi geri gittiği feodal bir sistemin yeniden doğduğunu ilan etmek, sayısı günden güne artan platform proleteryası ile karşısındaki platform kapitalistleri arasındaki uzlaşmaz çelişkiyi gölgeleyebilir’’ demektedirler.
Dönemi, ‘Tekno-feodalizm’ olarak adlandırılmasına karşı çıkan bir başka ekonomist gurup ise; ‘finansallaşmanın, emek gücünün yeniden ucuzlatılmasıyla beraber yeni bir birikim cephesinin yaratılmaya çalışıldığı platform kapitalizmi olarak tanımlamak, politik ve teorik olarak ayakları yere daha basan bir adlandırma olacaktır; dijital üretim araçlarının ve kamu alanlarının mülkiyeti mücadelesi ve bu mücadele etrafında şekillenecek gerek sendikal gerek de politik mücadele, işçi sınıfının politik ve iktisadi özgürlük mücadelesinde faydalı olacaktır’. Demektedirler. Bu tür tartışmalar daha da olacaktır.
Bu tartışmalardan bizim çıkarımlarımız: Ben bu sürece ilişkin ‘Bulut Sermaye’ adını daha anlamlı ve doğru buluyorum ancak isim tartışmaları altında esasa ilişkin tartışmalar üzerinde durmak istiyorum.
Elbette bu dönem,1980 ve sonrası yaşanan neoliberal dönüşümün bir sonucu olarak görülmektedir. Tekno-feodalizm argümanına göre, 1980’den bu yana ortaya çıkan finansal elit sınıf, dijital teknolojiler ve finansallaşma sayesinde, politik ve iktisadı gücü kendi etrafında birleştirip, hem ulus devletler hem de piyasalar üzerinde tahakküm kurmaktadırlar. Bu tahakküm ve gücün tekelleşmesi ile birlikte ‘bulut sermaye’, kârları üretken yatırıma çevirmekten ziyade, finansal ve rantın yeniden üretimine dair yatırımlara yönlendirmektedirler. Dolayısıyla, bu dönemde bulut sermaye, üretim, üretkenlik ve yeni istihdam yaratmaktan ziyade, rant odaklı küresel bir ekonomi modeli üzerinden sermaye ve refah birikimi sağlamaktadır.
Dijital gelir/Bulut Sermaye, emek-sermaye çelişkisini ortadan kaldırdığı gibi sürdürülebilir üretim, üretimden pay alma refleksini de ortadan kaldırmaktadır. İşçi-işveren ilişkini bozmakta ve sendikal mücadeleyi zaafa uğratmaktadır.
Proleterya ile bulut serflerini ve prekaryayı bir araya getirecek yollar bulunmalı; eski mücadele yöntemleri gözden geçirilmeli, sendikaların bir fabrikada grev yapmasının artık tek başına yeterli olmadığı görülmelidir. Grevli/toplu sözleşmeli emek mücadelesi, tüketici boykotları ve militan dijital kampanyalarla aynı anda yürütülmeli; dijital platformun iletişim gücü tersine çevrilmelidir. Kısaca artı değer paylaşımı, şeffaf gerçek veriler üzerinden yapılmalıdır.
Bu süreç sadece üreten/emek kesimini etkilemedi; sermaye sınıfı arasına da nifak soktu. Emperyalist/kapitalist sistem, az gelişmiş ya da gelişmekte olan ulus devletler için beklenen bir tehlike iken bu Tekno-Feodal sistem, emperyalist/kapitalist sistemin ortasına kamikaze gibi düşmüştür. Zaten dünya ekonomik sistemi ve devletler arası ilişkiler öngörülemez değişkenlikler, belirsizlikler üretiyorken; büyük sermayenin kendini yenileyemediği ve giderek durağanlaşacağı, küçüleceği bir döneme giriliyor.
Kapitalist sistemi yaratan ve ayakta tutan emek cephesi yeniden örgütlenmeli; Toplu sözleşme sistemi değiştirilmeli, taraf sayısı artırılmalı; örn. Tüketici örgütü ve çalışma bakanlığı temsilcisi toplu sözleşmelere katılmalıdır. Emek mücadelesi dünyanın her yerinde aynı veriler ve ilkeler üzerinden yürütülmelidir.
Bu konuda daha çok yazılacaktır, öneriler eleştiriler gelecektir. Çözüm; üretimden gelen gücün, tüm sosyal paydaşlarla birlikte etkin kullanılmasındadır.











