Ülkemiz epey bir süredir “terörsüz Türkiye” adlı ismi hoş ama içi boş bir gündem ile meşgul olmaktadır…
Son derece hassas ve su istimale açık bir konu olduğu için bekleyip gelişmeleri takip etmek istedim; bizim fark edemediğimiz müspet bir şeyler var ise eğer muhalefet ederek ülkemize zarar verme ihtimalinden kaçındım…
Haftalardır heyetlerin biri gidiyor biri geliyor, kim ne konuştu, kim kime ne söz verdi bilinmiyor; yetmiyormuş gibi mecliste kurulan komisyon görüşmelerini bebek katili anında öğrenirken buna mukabil Türk’ün şerefli meclisini kuran yüce TÜRK milleti ise 10 yıl hiç bir şey öğrenemeyecekmiş...!!
İki şey epey can sıkıcı
1- süreç ile ilgili işaretler…
2- iktidar cephesinin süreci eleştiren veya sorgulayanlara tatmin edici cevap verme yerine vatana ihanetle itham etmeleri…
İktidar cenahından yetkililere süreç ile ilgili sual yönelttiğimizde ise tatmin edici ve mantıklı bir cevap veya açıklama göremiyoruz… çok sıkışınca “devlet aklı” diye bir şeye sarılıyorlar… yahu birilerinin hareket ettirmesi ile çalışan DEVLET denen mekanizma onu yönetenlerin aklı kadar akıllı ve onu yönetenlerin derinliği kadar derindir. Derin devlet için bulutlardan resim çizerek, sıra dışı ve gizemli güç izafe etmenin hiç bir mantığı yoktur. Birilerine göre Yapay zeka düzeyinde kabiliyeti olan “derin devlet” var idiyse Ege’de 18 adamız işgal edilirken bu derin devlet neredeydi? Süleyman şah türbesinin olduğu yerleri PKK’lılara terk ederken bu derin devlet neredeydi? Kıbrıs’ta annan planı kabul edilirken bu devlet aklı neredeydi? FETÖ Devleti 15 yıl boyunca ele geçirip yönetirken; her konuda istifade ettiğiniz bu devlet aklı neredeydi? Şerefli Türk subaylarının zindanlarda intihara sürüklendiği Ergenekon ve Balyoz operasyonlarında bu devlet aklı neredeydi? enflasyon ve faiz zirveye çıkarken bu derin devlet neredeydi?
Hep alkış ve iltifat dolu sözler duyacak değilsiniz ya! Bunları sorgulamak hakkımız değil mi
Son yıllarda iktidar cenahında izahını ryapamadıkları politikalarının arkasına DERİN DEVLET tabelasını asarak seçmeni esir alma alışkanlığı peydah oldu…
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var: Herhangi birinin, insani olarak terörün bitmesini, kanın durmasını istememesi için ya vicdansız ya da hain olması gerekir.
Bu açıdan “Terörsüz Türkiye” söylemi de ilk başta kulağa hoş geliyor ama can alıcı soru şu: Ne bahasına, neyin karşılığında? Bunun “maliyeti” ne? Mesela milli mücadelede de o kadar kan dökülmeyebilirdi ama bunun bedeli ve maliyeti işgalin, esaretin ve mandanın kabullenilmesi olacaktı…
Tam bağımsızlık ve kurtuluş için ise ne yazık ki şehadet ve fedakârlık gerekliydi. O günün halaskâr gazi liderleri işgal ve taviz yerine hem de yorgun ve yaşlı nüfus ile bedel ödemeyi ve savaşmayı tercih etmişlerdir. Onlar ne anaların gözyaşlarından nede şehit sayısından dem vurup hamaset yaparak (daha Sivas kongresinde) Amerikan mandacılığını kabul edip savaşı bitirebilirlerdi bunun adına da savaşsız Türkiye diyebilirlerdi oysa onlar tam bağımsız Türkiye için bırakın terörist örgütle mücadele etmeyi düveli muazzama ile savaşarak kazandılar… bu vesileyle istiklal savaşındaki şehit ve gazilerimiz ile istiklal savaşı komutanlarımızı bir kez daha manevi huzurlarında saygıyla yad ediyorum..!!
Gelişmeler gözümüzün önünde cereyan ediyor karmaşık hale sokmanın hiç bir anlamı yok olay çok net ve çok basit sadece pazılın parçalarını birleştirmeye çalışmalıyız. bir sorunu çözmenin birden fazla yolu vardır. Dolayısıyla bir sorunun çözülmesi tek başına anlam ifade etmez, nasıl ve neyin karşılığında çözüldüğü de önemlidir. Deniliyor ki terör örgütü yenilgiyi kabul etti ve teslim oldu, bir pazarlık süreci de yok.
Ne yani Terör örgütü ve onun elebaşısın bir anda gerçeği gördü ve hiçbir şey talep etmeksizin ve beklemeksizin teslim olmaya karar verdi! Hem de kendisini var eden, besleyen, tırlar dolusu silah ve mühimmat veren hamilerine rağmen öyle mi?
Yok eğer buna başta ABD olmak üzere emperyalistler karar verdiyse neyin karşılığında? Yoksa emperyalizm birden imana gelip tövbe ederek Büyük Ortadoğu Projesinden ve 22 ülkenin sınırlarını değiştirmekten vaz mı geçti?
Bunları sormayalım mı? Endişelenmek ve sorgulamak TÜRK vatandaşının hakkı değil mi? En ufak eleştiride hemen vatan haini damgasını yapıştırmak normal ve sağlıklı ruh halimidir?
Terör kendi kendine mi başladı? Terör örgütü tamamen bağımsız bir yapı mıydı ki patronlarının onayı olmaksızın kendi iradesiyle silah bırakıp kendini feshetsin? Eğer bu mesele Devlet Bey’in ““feshedin şu örgütü” demesiyle olabiliyor idiyse şimdiye kadar neden beklendi? “Şartların olgunlaşmasını mı” bekledik..!!
Yoksa her şey Hamas’ın 7 Ekim saldırısıyla başlayıp devam eden ve Suriye’deki gelişmeleri de içeren yeni bir safhanın parçası mı? Bu açıdan dışişleri bakanı Hakan Fidan’ın “DAEŞ sistemden nasıl çıktıysa PKK da sistemden çıkacaktır” ifadesi ilginç değil mi? Zamanlama tesadüf olabilir mi? Bu soruların cevaplarını bulmak hiçte zor olmasa gerek..!!
Bebek katili APO; bütün sıfatlarından arındırılarak terfi ettirilip “kurucu önder” mertebesine çıkarılıyor! Adeta barış elçisi veya AKIL İNSAN hüviyetine büründürülüyor… ÖNDER kelimesi: içinde taltif ve takdir barındıran bir ifadedir. Siz hiç çete önderi diye bir tabir duydunuz mu? Olsa olsa çete lideri olur! Müspet ve faydalı yapıların kurucularına ÖNDER denir… kelimelerin sırrında saklı olan tehlikeleri de sorgulamayalım mı? normal ölçülerde vatanseverlik duygusu olan herkes için tahammülü mümkün olmayan gelişmeler !!!
Tesadüfe bakınız bir anda Tom Barrack ,“Osmanlı millet sistemini” hatırlıyor ve tıpkı Graham Fuller gibi övgüler düzüyor, ilginç ve tuhaf değil mi? Yine bir anda "Türkiyelilik", "Çok kimliklilik", "Yeni kimlik inşası" gündeme sokuluyor. Bunlarıda sormayalım ve sorgulamayalım mı? Şunu unutmamak lazımdır ki Memleketin geleceğinden kaygı duyan ve gelişmeleri sorgulayan kişi asla vatan haini olamaz bilakis olsa olsa vatanperver olur..!!
Sorulan suallere verilen “Devlet aklı” cevabı ise ne yazık ki yetersiz ve çok basit kalıyor…
Yine eşzamanlı olarak "eşit vatandaşlık", "ortak vatan" tekerlemeleri öne çıkıyor. Yetmiyor yeni devlet, federasyon, Türkiye Birleşik devletleri, hatta halifelik ve saltanatın geri getirilmesi açıktan talep edilebiliyor. Yoksa saklanan gerçek ve nihai hedef bu mu?
Bunları sormak hakkımız değil mi? Hep başımızı sallayarak alkışmı tutalım varsa yanlış uyaran görevi ifa etmeyelim mi??
1923 -Cumhuriyet, cumhuriyetin doğum belgesi olan Lozan ve kurucu felsefe düşmanları ile 1921 ve Sevr sevicilerin kardeşliğide mi tesadüf???
Bakınız bu memlekette 1924 anayasası, cumhuriyet ve cumhuriyetin temel kazanımlarının düşmanları ile Sevr sevicilerinin kardeşliği hafife alınmaması gereken çok mühim bir manzaradır..!!
Yine ne büyük bir tesadüf ki PKK’nın fesih bildirgesini okuduğumuzda adamlarda hiç pişmanlık olmadığı gibi zafer kazanmış komutan edasıyla her şeyin planladıkları gibi ilerlediği, silahlı mücadelenin başarı ile nihayet bulduğu artık bir üst merhaleye geçildiği vurgusu ile 1924 anayasası ve genç Türkiye’nin uluslararası kamuoyunda tanınması ve akreditasyonu olan Lozan’a açıktan saldırı olduğunu görüyoruz binaaneleyh 1921 anayasasına iltifat edilerek onun baz alınması istenmektedir…
Peki neden 1921??? Çünkü 1921’de SEVR henüz yırtılıp atılmamış güncelliğini belli ölçüde korumaktadır… 1921’de cumhuriyet henüz kurulmamış, üniter devlet inşaa edilmemiş, laiklik getirilmemiş, hilafet ve saltanat kaldırılmamış hülasa daha TÜRK devleti kurulmamıştır… bakınız şark kurnazlığına referans olarak gösterdikleri 1921 tarihinde ortada mütekamil hiç bir hamle ve yapı yok lütfen bu tarihi ve içinde yaşananları iyi tasavvur edelim… şimdi tarihten aldığımız ilhamla bunlarıda mı sorgulamayalım? Malumat sahibi
İnsan olarak aklımızı nereye koyalım? Bu sorgulamaların neresi vatan hainliğidir?
Terör örgütü "çözümün", “Ortak vatan” ve “eşit yurttaşlık” temelinde “Kürt-Türk halklarının kurucu öge olduğu demokratik cumhuriyet ve demokratik ulus perspektifinde olduğunu ilan ediyor ve hukuki güvence talep ediyor!
Kişisel kanaatim odurki gözümüzün içine sokarak Kürt ve Türk halklarının kurucu öğe olma taleplerindeki
maksat tamamen aziz Milletimizin bölünmesi cihetindedir… ne demek Kürt ve Türk halkları kurucu öğe olacak ve anayasa ile güvence altına alınacak o zaman bir ÇERKEZ olarak bende taleplerimi sıralayarak meseleyi açık arttırmaya mı çıkarayım? Bu tür talepler iyi niyet taşımadığı gibi Türk milletinin parçalanmasını hedef alan taleplerdir…
PKK’nın anayasal güvence talebiyle eş zamanlı yeni anayasa çalışmaları da tamamen tesadüf mü her yeni anayasa değişikliğinde DARBE anayasasına atıfta bulunularak sözde yeni ve sivil anayasa pazarlanıyor yine aynı söylem ve sloganlar. Eş zamanlı yürüttüğünüz yeni anayasa Türkiye’nin ihtiyacı için mi yoksa PKK’lıların dayatmaları içinmi anlamak çok zor Allah aşkına bunları da mı eleştirmeyelim, sorgulamayalım, yok öyle şey! yasal ve ahlaki sınırlar içerisinde itiraz hakkımızı kullanacağız. Kim bilir bir yerlerde feryadımız duyulur da uyaran görevi ifa ederek belki faydamız olur…
Temennim odur ki üst üste gelen vahim gelişmeler karşısında kapıldığımız endişelerimiz yersiz çıksın ben yanılayım yeter ki ülkem ve bütün mukaddesatım kazansın...!!
Güçlü ve tam bağımsız Türkiye temennisi ile kalın sağlıcakla...!


